Anasayfa Kitaplar Hakkımda Yaklasan etkinlikler iletişim
 

4

Sahnenin dışındakiler

 

 

Kitap 1920 senesinde kitabın baş kahramanı Cemal'in üniversite eğitimi için İstanbul'a dönmesiyle başlar. Uzak akrabadan biri olan Behçet Bey'lerin evine gidecektir. Fakat ilk olarak çocukluğunu geçirdiği Elagöz Mehmet Efendi Mahallesi'ni görmeye karar verir. Mahalleye vardığında, o sıralarda işgal altında olduğundan tanınmayacak halde olduğunu görür. Buna oldukça üzülmüştür, zira çocukluğunun en güzel anılarını bu mahallede komşularının kızı Sabiha ve uzak bir akrabasının oğlu İhsan ile geçirmiştir.

Sabiha, Cemal'lerin mahallelerine sonradan taşına Süleyman Bey'in kızıdır. Süleyman Bey, karısına kalan yüklü miktardaki mirası sırf kendi zevkleri ve eğlencesi uğruna kısa zamanda tüketmiştir. Bu nedenle karısıyla arası iyi değildir ve sürekli şiddetli tartışmalar yaşıyorlardır. Sabiha ise tüm bunlardan oldukça kötü etkilenmekle beraber, Cemal'in arkadaşlığı biraz olsun sıkıntılarını ona unutturmaktadır.

O günlerde, yurt dışında eğitim görmekte olan İhsan evine geri döner. Bir süre sonra da Cemal'in de eğitim gördüğü Vefa Lisesi'nde tarih hocalığı yapmaya başlar. Cemal, Sabiha ve İhsan birlikte çok fazla vakit geçirmektedirler. Fakat bir süre sonra Cemal Sabiha'nın İhsan'a duyduğu ilgiden rahatsız olmaya, onu kıskanmaya başlar.

Bu sıralarda, Sabiha kadın hakları ve özgürlüğü gibi konulardan etkilenmeye ve bir başkaldırı olarak algıladığı tiyatroya ilgi duymaya başlar. Cemal her ne kadar ona destek olmaya çalışsa da bu konuda kararsızdır. Bir süre sonra Cemal ve Sabiha ayrılmak zorunda kalırlar, çünkü Cemal'in babasının tayini Anadolu'da bir yöreye çıkmıştır.


Saatleri Ayarlama Enstitüsü

 

 

Cumhuriyet Tarihi’nin En Özgün Romanı
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü Cumhuriyet Tarihi’nin en ironik eleştiri romanlarından birisi. Romanın ilk sayfalarından itibaren ironik anlatım okuru sarmaya başlar. Anlatılan dünya reel dünyadan tamamen farklıdır. Bir bakıma bütün karakterler gerçek dünyadan kaçar ve kurgulanmış olan yalan dünyaya sığınmaya başlarlar.

Romanda anlatılan hikâye dört dönemi içinde barındırır. Öncelikle, Seyyid Lütfullah Tanzimat öncesi dönemi ve o dönemdeki hurafeleri olan Andronikos hazinelerini konu alır ve reel dünyada hiçbir karşılığı olmayan bu hurafenin peşinden gider. İkincisi ise Nuri Efendi ile anlatılan ve saatleri insana benzeterek onları kişileştiren bir hikâyedir. Bu da Tanzimat dönemine tekabül etmektedir. Bu iki karakterin simetriği olan Hayri İrdal ve Halit Ayarcı karakterleri ise Cumhuriyet dönemi başlangıcını ve yakın (modern) dönemi anlatan karakterlerdir. Bu karakterler de hurafeler peşinde koşmaktadırlar. Ancak bu hurafeler daha moderndirler. Örneğin, Hayri İrdal, Saatleri Ayarlama Enstitüsü kurulmadan önce Psikanaliz Enstitüsü’nde, İspritizma Cemiyet’nde çalışmıştır. Bu kurumlar gerçek hayatta karşımıza çıkamayacak kadar abartılı kurumlardır. Bunun ardından Hayri İrdal, Halit Ayarcı’yla tanışır ve Halit Ayarcı, eskinin sembolü olan saatle yeninin, modernliğin sembolü olan enstitüyü birleştirir. Roman boyunca eski yeni karşılaştırması yapılır. Burada da akla Osmanlı ve Cumhuriyet karşılaştırması gelir. Osmanlı devlet sisteminde insan hayatını meşgul eden hurafe anlayışlar Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir vurgusu yapılır. Hatta Cumhuriyet dönemiyle ilgili daha tafsilatlı bir eleştiri getirilir. Yıkılan eskiye yeninin ne kadar fabrikasyonlaştırarak yapıldığını anlatır. Hayri İrdal’dan itibaren anlatılan kurumlar hakikaten saçma ve devlet eliyle kurulan kamu alanlarıdır. Özellikle Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde karşımıza çıkar. Belediye Başkanı enstitüyü ziyaret geldiğinde Halit Ayarcı, Hayri İrdal’ın maaşının düşük olduğunu belirtir. Bunun üzerine Belediye Başkanı yardımcısına not aldırarak maaşını yükseltir. Bu da bize bu enstitülerin devlet kuruluşları olduğunu anlatır.


1

Beş Şehir

 

ERZURUM :

Erzurum’a üç defa üçünde de ayrı ayrı yollardan gitmiş. A. Hamdi TANPINAR ilk yolculuğu çocuk denecek bir yaşta ve balkan harbinin sonunda yaşanmıştır. Yıldız dağının dibinde, gecenin dört bir yandan getirip çadırımızın üzerine yırttığı bin türlü ses ve uğultu arasında ben ( A.H.TANPINAR) hep bu dağın şöyle bir gördüğüm mahmur ve dumanlı başını düşünmüştüm. Erzurum’da bu duygularla tıpkı koyunlarını bütün bir yaz boyunca menzil menzil yemyeşil otlaklarda otlata otlata güz başında şehre getiren Cizre ve Bingöl çobanları gibi girdim, diyor TANPINAR.

İkinci sefer geldiğim Erzurum ( 1923′ te – 10 yıl sonra ) başka bir Erzurum’du. O na Doğu Anadolu dağlarının eski bir şarap gibi zamanla takdis edilmiş ruh besleyici uzletinden değil, dört cihan harbi yılının ve istiklal savaşının üstünden aşarak gelmiştim. Aşkale’de yattığım hanın kahvesinde, esirlikten yeni dönen yanık yüzlü, tek kollu biçare TANPINARA Kafkasya cephesine giderken bıraktığı oğlu, karısı ve anasından hiç birini hatta evinin yerini bile bulamadığı için girdiği günün akşamında şehri terk ettiğini söyler.
Peki şimdi nereye gidiyorsun ? diye sorar TANPINAR
Efendi, dedi nereye gittiğimi ne sorarsın ? Geldiğim yeri sana söyledim yetmez mi ?
On yıl içinde kaybolan şey, bütün bir hayat tarzı bütün bir dünya imiş. Trabzon’dan başlayıp Tebriz’de biten kervan yolculukları 1855′lerde yüz binden fazla nüfuslu Erzurum’a iktisadın beslerken peş peşe gelen savaşlar Erzurum’da yaşamı insan kaynağı başta olmak üzere iktisadi ve diğer kaynakları acınası nispetlere indirgemiştir.
A. Hamdi TANPINAR, Atatürk’ü ilk defa Erzurum’da görmüş, Atatürk’le tek konuşması Erzurum Lisesinde olmuş. O na göre Atatürk sakin, kibar daima dikkatli ve her şeye alakalıydı kendisine söylenenleri son derece rahat bir dinleyiş tarzı vardı. Atatürk her şart içinde kendisini enpaze edenlerdendi; bakışında, jestlerinde, ellerinin hareketlerinde, kımıldanışlarında ve yüzünün çizgilerinde bir dinamizim vardı.

A. Hamdi TANPINAR tirene binip Erzurum’dan ayrıldığı saatte 03 TEMMUZ 1949’un şehri 30 AGUSTOS zaferini kutluyordu ve güneş iki dağın arasında kaybolacağı zaman, son bir ışık TANPINAR’ın olduğu yere kadar uzanır. Toprak derin ama derin ürperir. Erzurum ovası yavaş yavaş saf gümüşten ermiş altın sarısına, ondanda akşam saatlerinin esmerliğine geçer tıpkı her ayrılık gibi!